Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ilk üç sene İslâm’ı gizli bir şekilde teblîğ etmiş, dâvetini kabûl etmeyenlerden bu mevzûyu kimseye açmamalarını istemiştir.

Nübüvvetin ilk senesinde Erkam bin Ebi’l-Erkam -radıyallâhu anh- Müslüman olduktan sonra ashâb-ı kirâm onun evinde gizli gizli toplanmaya başladılar.

DARÜL ERKAM NEREDE?

“Dârü’l-İslâm” diye de bilinen “Dârü’l-Erkam”, Mekke’de Safâ Tepesi’nin yanında bulunmaktaydı. Peygamber Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- Kureyş müşriklerinden sakınarak bu mübârek evde bulunur, yanına gelenlere orada İslâm’ı anlatır, Kur’ân-ı Kerîm okur ve öğretirdi. Orada, berâberce namaz kılarlardı. Birçok insan İslâm ile burada tanışmıştır.

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, nübüvvetin altıncı yılında Müslüman oluncaya kadar bu ev İslâm’ın teblîğ edilip öğretilmesinde büyük hizmetler îfâ etmiştir.

Erkam -radıyallâhu anh- Dârü’l-Erkam’ı daha sonra vakfetmiştir. Vakfiye’si şöyledir:

“Bismillâhirrahmânirrahîm. Bu, Erkam’ın Safâ’dan biraz ilerideki evi hakkında yaptığı ahd ü vasiyetidir ki, onun arsası Harem-i Şerîf’ten sayıldığından, o da haremleşmiş, dokunulmazlaşmıştır: Satılmaz ve tevârüs olunmaz. Hişâm bin Âs ve onun âzatlı kölesi buna şâhittir.” (İbn-i Sa’d, III, 242-244; Hâkim, III, 574-575/6129)

Dârü’l-Erkam, zamânımızda Suûdî Arabistan Krallığı tarafından yıkılarak Harem-i Şerîf’in arsasına katılmış, yâni aslına rücû etmiştir.

DARÜL ERKAM İSLAM İÇİN NEDEN ÖNEMLİ?

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, nübüvvetin ilk üç yılını gizli dâvetle geçirmişti. Dâvetin gizli yapılması, Varlık Nûru’nun herhangi bir eziyet ve meşakkate mâruz kalmak korkusundan değil, dînî maslahatı muhâfaza etmek içindi. Zîrâ henüz teblîğin açıkça îlân edilmesi yönünde bir emr-i ilâhî vâkî olmamıştı. Şâyet bu dönemde İslâm açıkça îlân edilseydi, henüz yeni îmân etmiş olan çoğu fakir ve zayıf Müslümanlar tehlikeye düşer, onların helâki ise dînin başlamadan yok olmasına yol açabilirdi.

Dâru’l-Erkam vâkıasından, İslâmî usûle dâir şu netîceleri çıkarabiliriz:

1- Gerektiğinde gizlilik bir dâvânın esâsı olmalıdır.
2- Eğitim ve öğretim, herhangi bir ictimâî, dînî ve siyâsî hâdisenin gerçekleşmesinde ilk ve zarûrî adımdır. Fertlerin keyfiyet kazanması için dâvânın diyalektiği (mantığı) ve ahlâkı ile techîz edilmeleri gerekir.

Buna göre İslâmî faâliyetlerde kıyâmete kadar tutulacak yol ve tâkib edilecek usûl, Peygamber Efendimiz’in -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu tatbîkâtının ışığında teşekkül ettirilmelidir. İslâm’ın yeniden filizlendirilmesi veya hiç ulaşmadığı yerlerde yayılması için gösterilecek gayretlerde, bu eğitim ve öğretim faâliyetlerinin birinci derecede dikkate alınması lâzım gelir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hz. Muhammed Mustafa 1, Erkam Yayınları